top of page

Yirmi Dört Saatin, On İki Hali

  • 1 gün önce
  • 1 dakikada okunur


Yirmi dörde bölünmüş bir aşk düşün,

her saati ayrı bir güzel,


Hangi sabah altıda uyansam,

yediyi beklerdi kalbim,

sekize kadar sana çiçek toplayıp,

dokuza kadar hazır edeyim diye.


On olsa da saat, yumurta pişireyim isterdi gönlüm,

tavuklarla anlaşmış gibi, 11'e kadar yaptığımız sohbetle.


On iki olunca saat, güneş en yukarıdan selamlardı bizi,

bizim, bize alışmış o güzel kedilerin buluşması gibi.


Bir gibi bakardık birbirimize öğle tatilindeki, dinlenmeyi bekleyen,

hiç yorulmamış, yoğurdu çok seven, komşumuz köpeklerimiz gibi.


ben, sen gibi bakardım sana, ikiyi hiç aramadan.

çünkü ikiletmezdim, karnın acıktığında,

o çok sevdiğin üç katlı sandviçi sana hazırlamayı.


Üç gibi, üç katı severdim ben seni, çalışırken sen,

dört bir yanda, sana yapabileceğim sürprizler gibi.


Beş gibi dinginleşirdi her şey,

Saat altı olsa diye beklerdik,

karnımızı doyurmak için buzdolabını yoklardık,

henüz yedi olmadan, akşam yemeğimizi yememizin gerektiği gibi.


Sekiz olsa, dokuzu beklerdik, birlikte bir belgesel izlemeyi bekler gibi.


Battaniyelerimizi arardık saat on olmadan hızlıca,

sakın on biri geçmesin diye.

Geçse de çok önemli değildi de,

battaniyelere ayıp olmasın, onların aklınca.


çünkü on iki olursa,

dünyanın en güzel kızının uyumasını beklerdi aklım,

tıpkı her aşkın gerektirdiği gibi.


sonuçta her yirmi dört saatin sonunda,

sıfırlanmazdı benim sana olan aşkım,

tıpkı klasik bir araba gibi,

beklemezdik sıfırdan yüze çıkmasını bir anda,

ama bilirdik, klasikten öteydi benim aşkım sana,

sonuçta.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Ne düşünüyorsunuz?

Mesajınız için teşekkürler!

© 2024 Okan Ayhan

bottom of page